top of page

Hazır gıdalara eklenen en zararlı 5 katkı grubu


ree

Gıda katkı maddeleri, yiyeceklerin görünümünü ve lezzetini iyileştirmek ve raf ömrünü uzatmak için yıllardır kullanılmaktadır. Ancak, bu gıda katkı maddeleri gerçekten yemeğinize herhangi bir değer “katıyor” mu? Gıda katkı maddeleri, hayatımızı kolaylaştırmak için gıdalarımıza giriyor gibi duruyor, peki hazır gıdaların neden bu kadar uzun bir raf ömrü var? Günümüzde çoğu çalışan aile bireyi sağlığı için ciddi sonuçlar doğurabilecek bol miktarda yapay gıda katkı maddesine maruz kalıyorlar. Bazı gıda katkı maddeleri diğerlerinden daha kötüdür. Kaçınılması en acil gıda katkı maddelerinin bir listesini aşağıda sunduk. Tüm yazılarımız bilimsel araştırma kaynaklıdır: 1-Gıda boyaları-Renklendiriciler: E102 Tartrazin Sarı- E104-E110E122-E123-E127-E129-E131-E133-E142- E151-E154- E155-E210-E213 Araştırmalara göre zararları: “Çocukların aktivite ve dikkatleri üzerinde olumsuz etkileyebilir.” ifadesi bazı ürünlere konulmaya başlandı. Aslında bu daha açık ve net haliyle; çocuklarda hiperaktiviteye sebep oluyor demektir. Araştırmalarda, çocuklarda aşırı hassaslık, uyku bozukluğu ile hiper aktivite, davranış bozuklukları ve önemli ölçüde IQ seviyesinin düşmesine de yol açtığı saptanmıştır. Tartrazin ve diğer renklendiriciler; Norveç, Avusturya ve Almanya’da yasaklandı. Southhampton Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, bir grup çocuğun bir kısmına gıdalarda bulunan katkı maddelerini içeren bir içecek, diğer kısmına ise, sadece meyve suyu verilerek çocukların davranışları gözlemlenmiştir. Bu araştırmada sodyum benzoat ve renklendiriciler kullanılmıştır. Çalışmayı yürütenler katkı maddelerinin 3 ve 8 yaşları arasındaki çocukların hiperaktif davranışlar üzerinde olumsuz etkisi bulunduğunu saptamış ve bu maddelerin sadece Dikkat Eksikliği Sendromu rahatsızlığı bulunan çocuklar üzerinde değil, tüm çocukların davranışları üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğini belirtmişlerdir. İngiliz Gıda Güvenliği Ajansı “Food Standards Agency” bu çalışmaların sonuçlarını doğrulamıştır. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) da çalışmada kullanılan tüm katkı maddelerini yeniden değerlendirmeye almıştır. Aynı üniversitede yapılan bir diğer çalışmada, 3 yaşındaki okul öncesi çocuklarda sentetik renklendirici ve koruyucuların hiperaktif davranışları etkileyip etkilemediği araştırılmıştır. Bu katkı maddelerinin anne gözlemlerine göre davranışları etkilediği, basit kilinik değerlendirmelerine göre her hangi bir etki oluşturmadığı rapor edilmiştir. İrlandaʼda ilköğretim ve lise dönemlerindeki çocuk ve gençlerde bir araştırma yapılmıştır. Bu çalışmada yukarıdaki araştırmada kullanılan renklendiricileri içeren gıdalar kullanılmıştır. Araştırma sonucunda bu gıda renklendiricileri ile hiperaktivite arasında bir ilişki tespit edilmemiştir. Ancak bu araştırmada kullanılan katıkı maddelerinin miktarları yukarıdaki çalışmaya göre oldukça düşük miktarlardadır. Londraʼda 39 çocuk üzerinde başlanan ancak 19 çocuğun araştırmayı tamamlayabildiği bir diğer çalışmada, sentetik gıda boyalarından tartrazin (E102), sunst yellow FCF (E110), karmosin (E122) ve amarant (E123)ʼün yüksek miktarları bir kapsül içerisine koyularak çocuklara verilmiştir. Çocukların davranışları hiperaktivite tanısında kullanılan ve özel bir test olan “Conners değerlendirme ölçeği” kullanılarak ve aile gözlemlerine dayanarak değerlendirilmiştir. Oslo Üniversitesinde 2006 yılında yapılan bir çalışmada ergenlik döneminde fazla miktarda şeker içeren alkolsüz içeceklerin zihin sağlığını bozduğu gösterilmiştir. Bu içecekler yüksek miktarda şekerin yanında çeşitli kimyasal katkılarda içermektedir. Novembre ve arkadaşlarının araştırmalarında, renk maddesi olarak kullanılan tartrazin (E102) ve koruyucu olarak kullanılan benzoatların merkezi sinir sistemini olumsuz yönde etkilediği rapor edilmiştir. Bu katkıları alan kişilerde baş ağrısı, migren, dikkat toplama ve öğrenme sorunları görülmüştür.North Shore Hastanesi –Cornell Tıp Merkezinde hiperaktif çocuklar üzerinde yapılan bir diğer çalışmada, hiperaktif çocukların diyetinden katkı maddeleri çıkartılmış ve bunun sonucunda %73ʼinde olumlu sonuçlar gözlenmiştir.Bu çocuklara yeniden katkı maddeleri karışımı verilince sorunların tekrar arttığı gözlemlenmiştir. 2-MSG-(monopotasyum glutamat)-Lezzet arttırıcı, kıvam arttırıcı, doğala özdeş aroma, Çin tuzu: E621, E 620 (glutamik asit), E622, E623 (kalsiyum diglutamat), E624 (monoammonium glutamat), E625 (magnesium diglutamat) TUZOT, Knor Çesni vs. gibi sözde tuzların ana maddesi MSG'dir. Hazır çorbalara, patates cipslerine, misir cipslerine, peynir, tatlandırıcı baharat, salam, sucuk, sosis, hazır bütün soslara, tüketilmeye hazır donmuş bütün yiyeceklere, kısacası bütün ambalajli gıda maddelerine eklenmiş olabilir. MSG, tat reseptörlerini uyararak araştırma çalışmalarında belirli tatların kabulünü artırdığı gösterilmiştir. Gıdalara MSG eklemek, lezzetli ve etli olarak karakterize edilen bir yapay tad ile sonuçlanır. Araştırmalara göre zararları: Merkezi sinir sisteminde tahribat yapabilir, beyin hücrelerine zarar verebilir, hafıza ve öğrenme bozukluğuna sebep olabilir. Alzheimer, Parkinson ve Huntingdon gibi sinir dejenerasyonu hastalıklarında bir rol oynayabilir. Doyum mekanizmasında bozukluk, obezite, büyüme hormonu baskılanması, pankreas hasarı, insülin artışı ve buna bağlı olarak diyabet; ayrıca böbrek ve karaciğerde hasar yaratabilir. En çok kullanılan aroma verici madde mono- sodyum glutamattır (MSG). MSG tarafından oluştu- rulan ve umami denilen tat, Çin restoranı sendromuna sebep olabilmektedir. MSG alımı, göğüs ağrısı, yüzde yanma, kızarıklık, parestezi, terleme, baş dönmesi, başağrısı, çarpıntı, bulantı ve kusmaya sebep olabilir. Çocuklarda titreme ve üşüme, irritabilite, çığlık ve deliryum gözlenebilir. Bu tablonun mekanizması bilinmemektedir. Genel populasyonun %15-20ʼsinin MSG‘nin küçük dozlarına duyarlı olduğu görülmektedir, fakat bazı kişilerde büyük mik-tarda dozla oluşabilir. Semptomlar, gıda alındıktan bir saat içinde başlar fakat başlangıçtan on dört saate kadar gecikebilir, ailesel. Çocuklarda titreme ve üşüme, irritabilite, çığlık ve deliryum gözlenebilir . Türkiye se sadece bebek mamalarında kullanılması yasaklıdır. 3-Tatlandırıcılar: E951 Aspartam-E962 , E950 Aspartam başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmiştir. Meyve ezmelerinde, gazlı içeceklerde, hazır pudinglerde, toz kremalarda, çorbalarda, soslarda, dondurmada, tatlılarda, sakızda, jellerde, marmelatlarda, meyveli yoğurtlarda, reçellerde, ketçap, mayonez ve hardalda bu tür boyalar bulunuyor. Araştırmalara göre zararları: Tüm diğer gıda ve gıda katkı maddelerinin toplamından daha fazla yan etkisi vardır. Hafıza kaybı ,kaygı bozukluğu, duygusal bozukluk , unutkanlık , korku atakları, huzursuzluk, konvülsiyon, uykusuzluk, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, MS gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatabilir. Yapay gıda renklendiricileri çocuklarda davranış bozukluklarına ve önemli ölçüde IQ seviyesinin düşmesine yol açıyor. Hazır gıdalarda bol bol kullanılıyor. Şeker ve çikolata üretiminde tekstil boyaları kullanan firmalar bile var. Amerikan Nöroloji Akademisi'nin 2013'teki yıllık toplantısında sunulan araştırma, şekerli içeceklerin tüketiminin - ister şekerle ister yapay tatlandırıcılarla tatlandırılmış olsun - artan depresyon riskiyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmaya yaklaşık 264.000 Amerikalı dahil edildi. AARP diyetine ve sağlık çalışmasına kayıtlı 50 yaşın üzerindeki yetişkinler. Başlangıçta, katılımcılar ayrıntılı bir diyet anketi doldurdular. 10 yıllık bir takipte, son on yılda herhangi bir noktada depresyon teşhisi konup konulmadığı soruldu. Dörtten fazla kutu veya bardaktan fazla diyet soda veya diğer yapay olarak tatlandırılmış içecek içenler, diyet içecekleri tüketmeyenlere kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha yüksek depresyon riskine sahipti. 4-Beyazlaştırıcı- Titanyumdioksit: E 171 Beyaz toz içeren şeker, sakız, beyaz leblebi, hazır süt ürünleri ve yoğurt, beyaz un, temizlik ve boya malzemelerinde bulunur. Nano parçacık olarak geliştirilmiştir. Araştırmalara göre zararları: Vücuddan atılması çok zor olduğundan beyinde birikir. Çocuklar büyüklerden İki kat daha fazla etkilenir. Beyinde enflamasyon, DNA bozulması, koku alma bozukluğu, ve mitokondri hasarına sebep olabilir. Titanyum dioksit kimyasaldır ve kalıcıdır ve vücut tarafında hiçbir şekilde parçalanamamaktadır. Titanyum dioksit nano kristalleri fotokataliz özellik göstermektedir. Fotokataliz bazı reaksiyonların oluşmasını sağlayan maddedir. Yani vücutta ilişki ettiği organik parçacıkları yok ederek çalışmaktadır. Havada, suda ve muhtelif yüzeylerde organik maddeleri parçalayarak su ve karbondioksit oluşturur. Örneğin Kumaşın veya boyanın yüzeyi titanyum dioksit kristalleriyle kaplanmaktadır böylece buralara ilişki eden organik maddeler parçalanarak leke temizlenmektedir. Titanyum Dioksit, vücudumuz tarafından tanınmayan ve yok edilemeyen bir kimyasaldır. Vücudumuz bu tanımadığı maddeleri belirli bir organda toplar. Bu toplanan tanınmayan maddeler bir vakit sonra tümör ve kanser olarak arka döner. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, içtikleri sulara katılmış ve 5 gün sonunda gen yapılarında bozulmalar görülmüştür. Bu süre insanlar için 18-19 ay olarak belirlenmiştir. Kansorejen madde olduğundan ötürü Fransa başta olmak üzere azık katkı maddesi olarak kullanılması yasaklanmaktadır. 5-Bütilat Hidroksi Anizol (BHA) ve Bütilat Hidroksi Toluen (BHT)- Gıda Koruyucular -E320 Katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılıyor. Tahıl ve tahıl ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Araştırmalara göre zararları: Beyin sinir ağını etkileyebiliyor, davranış bozukluğu ve kanseri tetikliyebiliyor. Kaynaklarımızdan biri de olan 10 yıllık araştırmalarını Server İletişim'den çıkan dört kitaplık bir seride bir araya getiren Süleyman Demirel Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Gültekinʼin röportajından alıntımızla yazımızı sonlandıralım. “Türkiye'de ne kadar katkı maddesinin tüketildiğini söylemek biraz güç ama bir kişi bir yılda yediği içtiği gıdalarla yaklaşık kendi ağırlığı kadar katkı maddesi tüketir. Bu oldukça yüksek bir miktar. İstisnaları bir kenara koyacak olursak, bizim bu maddelere ihtiyacımız yok aslında. Beslenmemiz için gerekli değiller. Üstelik birçok riski de beraberinde getiriyorlar. Her ne kadar katkı maddeleri piyasaya arzedilmeden önce birçok araştırmadan geçse de kanser, hiperaktivite, alerji, migren, kemik erimesi, böbrek taşı olanlar, spastik kolon, ülseratif kolit ve obezite gibi hastalıklar için az da olsa risk taşırlar. Çocukluk döneminin en fazla görülen psikiyatrik bozukluğu olan hiperaktiviteyi sentetik gıda boyaları artırabilir. Hatta normal çocukların davranışlarını bile olumsuz yönde etkiler. Katkı maddelerinin bir kısmı DNA'ya, yani genlerimize zarar verme potansiyeline sahiptir. Örneğin günde 50 gram salam, sucuk ve pastırma gibi et ürünleri tüketenlerde bağırsak kanseri görülme riski yüzde 21 artmaktadır. Katkı maddeleri alerjileri, aspartam ve sukraloz gibi tatlandırıcılar migreni olanlarda baş ağrısını tetikler. Kola içindeki fosforik asit ise kemik erimesine yol açar. En çok etkilenenler elbette çocuklar. Gıda katkı maddeleri çok yönlü bir konu. Sağlık açısından doktor ve diş hekimlerinin, beslenme açısından beslenme-diyetetik ve gastronomi bölümlerinin, vücuda giren yabancı madde yönüyle toksikologların, hazır gıda üretme yönüyle gıda mühendislerinin, inançlarımıza uygunluğu açısından da ilahiyatçıların alanına giriyor. "Gıda katkı maddeleri zararlı mıdır?" sorusuna bu bilim dallarının hiçbirinden sizi tatmin edecek bir cevap alamazsınız. Doktorlar gıda katkı maddelerinden anlamazlar çünkü eğitim müfredatında yoktur. Gıdacılar katkı maddelerinin zararlarıyla uğraşmaz, hangi katkı maddesinin gıda ürünlerinde daha güzel sonuç vereceğiyle uğraşır. Ben hem bir tıp doktoru hem de toksikolojiyle uğraşan bir biyokimyacı olarak avantajlıyım.“


 
 
 

Yorumlar


Bize Ulaşın

Size olabildiğince hızlı geri dönüş sağlayacağız.

Teşekkür ederiz!

Bize Ulaşın

+90 (531) 272 38 30

  • Instagram

© 2021 Tam30

bottom of page